Masalın Meta-tarihsel Kökenleri Hakkında
VICTORIA SOMOFF Tercüme: Kadir Yılmaz
Halk hikâyelerinin gerçek dünyasında, Tanrı her şeyi bir düzen içinde tanzim etme ihtiyacı duymasa da, bu düzen kendiliğinden gerçekleşir.
Max Luthi
Türler teorisinin başlıca sorunlarından biri, bazı benzer özellikleri paylaşan iki farklı türün arasındaki sınırın nerede başladığı hususudur. Aslında çok fazla büyütülmemesi gereken bu sorun, Grimm Kardeşlerden beri bütün folklor araştırmacılarının aralarındaki inkâr edilemez benzerlikleri kabul etmelerinden ötürü, efsane ve halk hikâyesi gibi iki tür arasındaki farkı tefrik etmek istediğimiz zaman hayatî bir konuma yükselir.
Efsane ve halk hikâyesi arasında belirgin bir sınır çizmenin zorluğu, folklor teorisinde çeşitli yanlış anlama vakalarını da beraberinde getirmektedir. Bu vakalardan belki de en ünlüsü, Propp ve Levi-Strauss arasında vuku bulmuş olan üzerinde çalışılan malzemenin hangi türe ait olduğu konusundaki anlaşmazlıktır. Levi-Strauss’a göre efsane ve halk hikâyesi arasındaki fark, niteliksel olmaktan ziyade bir “derece farklılığı” olarak kabul edilmelidir: “Hikâyeler, aynı zıtlıkların daha küçük bir ölçekte aktarıldığı minyatür efsanelerdir ve bu durum, hikâyelerin ilk olarak çalışılmasını güçleştirmektedir” (Levi-Strauss 1976:30); yani, yapısal çözümlemelerde öncelikli tercihin halk hikâyelerinden (Propp’un örneğinde efsaneler) ziyade efsanelerin olması bu yüzdendir. Propp, Levi-Strauss’un diğer iddialarına cevap verirken dayandığı hükümlerin dışında, görüşünü savunurken neyi çalışmaya karar vereceğine ve teorik düşünme sürecinin doğası hakkında kendi kararını verme hakkı olduğunu savunan bir akademisyen görüşü çizmiştir: “Levi-Strauss’a göre, bir akademisyen önce bir metot (yöntem) bulmalı ve akabinde onu nereye uygulayacağını düşünmelidir; ne yazık ki bu, bir filozof için gerçekten fazla bir anlam taşımayan mucize hikâyelerine1, yani benim alanıma uygulanmıştır. Diğer taraftan, her şey bilimde gerçekleştiği şekilde olmaz; tıpkı bu yolla benim alanımda da olmayacağı gibi” (Propp 1984:9).
Devamını oku...
Erken Dönem Türk Düşüncesinde ‘Zaman’ Kavrayışı*
Gökhan Yılmaz
ABSTRACT
This study, with reference to cultural history of Turks, aims to investigate the evolution of the concept of ‘time’ in Turkish thought until the 12th century and in what way the understanding of this concept, as well as the related concepts, was inherited.
Keywords: Bengi, Early Turkish cultural history, Ogur, Öd, Death, Conception of time.
ÖZET
Bu çalışmada, Türk kültür tarihine müracaatla, 12. yüzyıla dek olan dönemde Türk düşüncesinde ‘zaman’ kavramının nasıl şekillendiği ve ilgili kavramlarla birlikte ne tür bir anlayışın miras bırakıldığı incelenmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Bengi, Erken dönem Türk kültür tarihi, Ogur, Öd, Ölüm, Zaman Anlayışı.
* Bu makale, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Mart 2005 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.
Giriş
Zamanı bir kavram olarak ele almak, onu etkilerinden ayrı düşünebilmek demektir. Eski çağların temâyüz etmiş kimi kültürleriyle mukâyese edildiğinde; Türklerin, üst seviyede bir soyutlamanın ürünü olan ‘zaman’ kavramı üzerinde pek durmadıkları zehabına kapılmak mümkündür. İlk intibâ, eldeki metinlerde açıkça ve seçikçe işlenmediği yönündedir. Maamâfih, bu durum Türklerin zamana ilişkin bir kavrayışlarının olmadığının göstergesi değildir. İlgilileri mezkûr kanaate sevkeden sebeplerin en önemlilerinden biri Hint, İran ve Yunan metinlerine ilişkin sonraki yorumların içine düştüğü anakronizmi görmezden gelmek ve hatta bunu mehaz addedip sâir kültürlere de öylece bakmaktır. Türk kültürü açısından daha önemli olan sebep ise, konunun muhteviyâtına ait olmamakla beraber, bütün kültür tarihimizi ilgilendirmesi hasebiyle hayatî ehemmiyeti hâizdir: Geçmişe ait malzeme tarihcilerce, dilbilimcilerce, halkbilimcilerce v.s. toplanmış fakat, ne yazık ki, felsefecilerce değerlendirilmemiştir. Hâl böyle olunca da, bu malzeme, en fazla, ‘takvim’ gibi teknik konuların izâhında kullanılmış; bir felsefe kavramı olarak ‘zaman’ın ele alınması mümkün olmamıştır. Nitekim, “Türk Düşüncesinde ‘Zaman’ Kavrayışı” gibi bir başlığın altını doldurmak oldukça zordur ve eksikliklerinin çok olduğu da muhakkaktır. Kendisini denetleyebilecek öncü çalışmalar da, ne yazık ki, yoktur. Binâenaleyh, bu çalışma bir ‘deneme’ olarak değerlendirilmelidir.
Devamını oku...
KUTADGU BİLİG’DE DEVLET FİKRİ*
Gökhan Yılmaz
ABSTRACT
Written by Yusuf of Balasagun about 1069/1070 AD, Kutadgu Bilig is a book which attempts to theorize the conception of State characteristic of the horse-based steppe-culture that lays at the foundation of Turkish State. Although it belongs to Islamic period, the work emphasizes the tradition before the Islamic times and with this very feature it differs from the other contemporary Siyasetnâmes (political treatises). The study you are reading aims at defining the outlines of a theory of State, in the framework of concepts and opinions related to the concept of State in the Kutadgu Bilig. At the end, those conclusions are drawn as the main points determining the concept of State in the Kutadgu Bilig: 1. The source of sovereignty is divine, however the political order is secular. 2. Sovereignty is concentrated in one person but the power of this one person is limited by laws. 3. The State is conceived as an ideal “World State” (universalizm).
Keywords: Turkish tradition of state, World State, Prince, Kut, Töre
ÖZET
Balasagunlu Yusuf tarafından 1069/1070 yıllarında kaleme alınmış olan Kutadgu Bilig, Türk Devleti’nin kökeninde bulunan ‘Bozkır Atlı Kültürü’nün devlet zihniyetini teorileştirme çabalarından biri ve en dikkate değer olanıdır. İslâmî döneme ait olmakla birlikte kendinden önceki geleneği öne çıkaran eser, bu yönüyle, İslam devletlerinde yazılmış olan diğer siyasetnâmelerden ayrılır. Eldeki çalışma; Kutadgu Bilig’de yer alan devlete ilişkin kavram ve görüşler çerçevesinde, bir devlet teorisinin ana çizgilerini belirlemeyi amaçlamıştır. Sonuçta, Kutadgu Bilig’deki devlet düşüncesini belirleyen ana unsurlar olarak şunlar tespit edilmiştir: 1. Hâkimiyetin kaynağı Tanrısal, bununla birlikte, siyasî düzen dünyevîdir. 2. Hâkimiyet bir kişide toplanmış ancak kişinin iktidarı kanunla sınırlandırılmıştır. 3. Devlet, ideal bir ‘Dünya Devleti’ (Universalizm) olarak tasarlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Türk Devlet Geleneği, Dünya Devleti, Hükümdâr, Kut, Töre
* Bu makale, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Mart 2006 tarihli 9. sayısında yayımlanmıştır.
Siyasî Hâkimiyet
Türk devlet geleneği için tipik olan bir durumla Kutadgu Bilig’de de karşılaşırız: Hâkimiyet beye Tanrı tarafından verilmiştir[1]. Bu durum tek başına bir anlam ifade ettiği gibi, Türk devlet geleneğinin sürekliliğini göstermesi açısından da önemlidir. Aynı Tanrı’ya inanan toplumlarda, Tanrı’nın hâkimiyetin güvencesi olması (yapılması) siyasî otoritenin konumunu oldukça güçlendirmektedir. Zirâ, otoriteye karşı olabilecek bir başkaldırının, siyasî sonuçları olduğu kadar, dinî sonuçları da vardır ve böylesi bir durumda bunların da göze alınması gerekir. Hâkimiyetin Tanrı’dan alınmış olduğuna dair inanç, Kutadgu Bilig’de hiçbir yorumu gerektirmez bir açıklıkla izlenir:
“Tanrı fazlı ile sana ne kadar iyilik etmiştir... Kalabalık halk üzerine seni hâkim kıldı; dilek ve arzularını verdi ve fermanlarını yürüttü... Tanrı kullarını sana muhtaç etti”[2].
“Bu beylik gücüne sen kendi isteğinle erişmedin; onu Tanrı kendi fazlı ile sana ihsân etti. Lütuf ederek sana bu beyliği verdi”[3].
Yusuf, dini iyi bilen inanmış bir Müslüman ve bir aydın olarak “beyler hâkimiyetlerini Tanrı’dan alırlar”[4] demektedir. Eğer daha sonra hâkimiyeti bir soyun tekeline vermemiş olsaydı, bunu; “başınıza burnu halkalı bir köle geçse de itaat edin” diyen bir din ile bağdaştırmak mümkün olabilecekti. Ancak bu haliyle devlet geleneğinin yeni bir dine en çok direnen kültür unsurlarından biri olduğunu gösterir ki, oldukça önemlidir.Tanrı sadece beylik ve hâkimiyet değil, bunları elde tutmak için gerekli olan diğer şeyleri de verir: “Ey devletli hükümdâr, Tanrı sana kut verdi”[5]; “Tanrı kime iyi tabiat ve ... kısmet verirse ... dünya ... onun olur”[6]; “Tanrı kime beylik verirse ... akıl ve gönül de verir”[7]; “Tanrı kimi bey olarak yaratmak isterse ... uygun tavır ve hareket ile ... kol kanat verir”[8].
Devamını oku...
KÖKEN MİTİ VE EFSÂNEVÎ SOYLAR
SİYASÎ İKTİDARIN MEŞRÛİYET GEREKÇELERİNDEN BİRİ OLARAK KÖKEN MİTİ VE EFSÂNEVÎ SOYLAR*
Gökhan YILMAZ
ÖZET
Bu çalışma, erken dönem Türk düşüncesindeki devlet yapılanmasında mitolojinin sağladığı katkı üzerinedir. Siyasi iktidarın meşrûiyetini temellendirmede kullandığı gerekçelerden biri olan köken miti ve buna bağlı üstün soy tasarımı incelenmiş ve bunun yönetimde soy tekelini sağlamadaki rolü üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Türk devlet geleneği, Siyasî iktidar, Meşrûiyet, Köken miti, Efsanevî soy, Gök-Kurt, Oğuz
ABSTRACT
In this study, the contribution of mythology to the structure of State in Turkish thought is investigated. We examined the origin myth –myth, concerning the origin of the nation, as one of the justifications used in consolidating the legality of political power-, the superior birth conception depending on this origin-myth and the function of it in the monopoly of a ancestry in state administration.
Keywords: Turkish state tradition, Political power, Legality, Origin-myth, Mythological ancestry, Gök-Kurt (Sky-Wolf), Oğuz
* Bu yazı, İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ile Eski Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nın 27-28 Nisan 2006 tarihlerinde düzenlemiş olduğu “Navisalvia Sina Kabaağaç’ı Anma Toplantısı”nda bildiri olarak sunulmuş; bilâhire, Kutadgu Bilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Ekim 2006 tarihli 10. sayısında yayımlanmıştır.
Amaçlanan, konunun çerçevesini tam olarak çizebilmek olsa, bu yazının başlığı daha da uzun olabilirdi. Yahut “Türk Devlet Geleneğinin Oluşumunda Mitolojinin Kurucu İşlevi” şeklinde bir üst başlık eklenebilirdi. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere; şu andan itibaren söylenecek olanların gerçek zemini mitolojiden ziyâde, Türk devlet felsefesi’dir. Mitolojiyle, bu zemine sağladığı katkı oranında ilgilenildiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bu şartlar altında, konu edineceğimiz mitolojik unsurlara ilişkin değerlendirmelerin yerli yerine oturabilmesinin yolu, erken dönem Türk düşüncesinde ‘Devlet’ kavramının işgal ettiği yeri bilmeye bağlıdır. Ne var ki; eldeki metin tam olarak böylesi bir amaca hasredilmiş değildir. Bununla birlikte; bunu bir nebze de olsa hissettirebilmek konuya en uygun giriş tarzı olmalıdır.
Devamını oku...
|
|