PhD (Dr.) Erol Cihangir
Uluslararası emperyalizmin dünya hükümranlığını öngören özellikle Doğuya yönelik başlatmış olduğu seferberlik, I. Dünya paylaşım savaşı sonunda klâsik imparatorlukların tasfiyesiyle sonuçlanmış, mücadele savaş sonunda bu defa da amip gibi bölünen ulus devletler üzerinden devam ettirilmiştir. Bu arada bir hesap hatası –mı demek gerekir- sonucu bu mücadele Sovyet-Rus devrimiyle (1917) bir müddet (1990’a kadar) ertelenmek zorunda kalmıştır. Tarihî bir vakanın oluşumu için çokta fazla bir süre sayılmayacak olan 70 yıllık Sovyet dönemi, dünya tarihi içinde adına “soğuk savaş” denilen son derece göreceli “çift kutuplu” dünya, bir “denge politikasıyla” kısmî bir soluklanma dönemi yaratmıştır.
Ne var ki göreceli bu barış dönemi, gerçekte barış dönemi olmamış, sözde “millî bağımsızlık savaşları” adı altında orta Afrika’dan, Güney Asya’ya, Ortadoğu’dan, Güney Amerika’ya kadar kimi zaman ulusal sınır savaşlarıyla, kimi zaman bu ülkelerde karşıt güç odakları yaratılarak, değişik yoğunlukta iç çatışmalarla genel emperyalist saldırılar sürekli canlı tutulmuştur. Kaldı ki, bu savaşın mimarlarının bizzat kendileri olan Avrupa’daki barış süreci bile, 2. Dünya Savaşı hatırlandığında toplam yetmiş yılı bulmamıştır. Bu anlamda “çift kutuplu dünya” konjoktüre bağlı, geçici “barış ortamı” bile, oldukça ağır hasarlı bir süredir.[1]



Jeopolitik


